Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

MORTUARİUM

Hıristiyan manastırlatında revak altında ya da onunla bağlantılı ayrı bir bölüm olarak yapılmış ölü gömme mekanı.

ORANLANDIRMA

Bir yapının mekansal ya da cephesel ögelerinin birbirleriyle matematiksel ya da geometrik bir ilişkiler dizgesi oluşturması amacıyla yapılan çalışma. Bilinçli biçimde ilk kez Antik Yunan mimarlığında uygulanmış olan oranlandırma, Rönesans'ta yeniden canlandırılmıştır. Hatta Rönesans mimarlığının en önemli sorunlarının başında oranlandırma ve altın oran gelmiştir denebilir. Sonraları tasarımda ağırlığı gittikçe azalan oranlandırma, Modern mimarlık'ta ünlü mimar Corbusier tarafından yeniden canlandırılmaya çalışılır. Mimarın Mudalor'u tümüyle bu çabayla hasredilmiş bir üründür. Bununla birlikte oranlandırma sorununun günümüz mimarlığında bir yeri olmadığı söylenebilir. Bugün yapı tasarımında önceden belirlenmiş matematiksel ilkeler doğrultusunda çalışmak artık söz konusu değildir. Estetik etkiyi önceden belirlenmiş kesin kurallarla elde etme anlayışının çağı geçmiştir.

FİBONACCİ DİZİLERİ

Pizalı Leonardo tarafından 13. yy'ın başında keşfedilen ve altın orana benzer işlev gören sayı dizisi. Oranlandırma amacıyla kullanımı denemiştir.

EPİTAPH

Bir ölünün anısına kilisenin iç ya da dış duvarına yerleştirilmiş yazıt. Bu tür yazıtlar yerleştirme uygulamasına Ortaçağ'da başlanmıştır. Ortodoks kiliselerinde görülmez.

ENSTANTANE

Fotoğraf filmi üzerinde saptanan zaman parçası. Fotoğrafi an.

KRİPTA

Eski Roma'da Hıristiyanların gizlice tapınmak için kullandıkları yeraltı kilisesi. Daha sonraları anlamı değişerek kilisenin bodrum katına verilen ad haline dönüşmüştür. Burası tapınma işlemine hizmet edebileceği gibi, sadece mezarların yeraldığı bir mekan da olabilir. Yeni Türkçe de önerilen mahzen mezar sözcüğü, kriptanın tüm işlevini mezara indirgediğinden ötürü, yeterince anlamlı değildir.

TÜRK ÜÇGENİ

Kare planlı bir yapının üzerine kubbenin oturtulabilmesini sağlayan bir geçiş ögesi. Örtülecek mekanın köşelerini tepe noktaları aşağıda kalan üçgenler oluşturacak biçimde tanımlanabilir. Bunlar sayesinde, kare planlı mekanın üstünde en az bir düzgün sekizgen oluşturulmuş olur; kubbe bu sekizgene kolayca oturtulabilecek ve yükünü altyapıya iletebilecektir. İlk kez Anadolu Selçuklu sanatı ürünlerinde görüldüğünden bu adı almıştır.. En ilginç örneklerinden biri Konya Karatay Medresesi'de dir.

TROMP

Kare planlı bir yapının üzerine kubbenin oturtulabilmesini sağlayan bir geçiş ögesi Karenin kenarına çaprazlamasına örülmüş bir kemerle ona ardından eklemlenmiş bir tonozdan oluşur. 8. yy'da İran'da Servistan sarayı gibi Sasani yapılarında yukarıda belirtilen en basit biçimyle anlatılan tromp, özellikle 12. yy'da Büyük Selçuklular döneminde gelişmiştir. En gelişkin örneklerinde köşe kemeri artık tek değil, birbiri üzerine binen kemerlerden oluşan karmaşık bir sistemdir.

TÜMÜLÜS

Bir yeraltı mezar odasıyla onun üzerine yığılmış bir toprak yığınından oluşan yapay gömüt tepesi. Frigler başta olmak üzere, pek çok eski Anadolu uygarlığı tümülüsler yapmıştır. Tümülüs'ün Anadolu'dan İtalya'ya Etrüksler'ce götürüldüğü ve Romalılar'ın bunu onlardan öğrendiği sanılır. Bkz: Kurgan

KUBBE

Yarım küre biçiminde mimari örtü ögesi. Çok eski dönemlerden beri bilinir ve kullanılır. Bununla birlikte erken örneklerini gerçek birer kubbe olarak nitelemek yanlış olur. Bunlara yalancı kubbe ya da bindirme kubbe denir.Temel özellikleri, kubbeyi oluşturan taşların yatay yerleştirilmiş oluşu ve kubbe biçiminin her biri diğeri üzerinde biraz daha ileri doğru çıkarak yaratılışıdır. Oysa, gerçek kubbede taş yada tuğlalar yatay konumda değil, kesitte birleşme derzlerinin uzantıları kubbe merkezine doğru yönlenecek konumda örülürler. İlk gerçek kubbeler miladın orta yıllarında İran'da ve Roma İmparatorluğu'nda inşa edilmiştir. Romalılar kubbe yapım tekniklerini geliştirmiş, beton döküm yöntemiyle de kubbe yapmışlardır. Örneğin, Roma'da Pantheon 40m. yi aşan açıklığıyla Roma kontrüksiyon başarılarının doruğunu oluşturur. Roma kubbeleri tüm gelişkinliklerine karşın, genellikle dairesel planlı yapıları örtmek için kullanılmış, dik açılı köşeler oluşturan bir yapıda hiç uygulanm…

ROZET

-Dairesel ve genellikle üsluplaştırılmış çiçek biçiminde bezeme ögesi.

-Yakaya takılan küçük simgesel eşya.

ROTONDA

Dairesel planlı her tür Roma yapıtının genel adı.Sözcük Erken Hıristiyan yapıları için de kullanılmıştır. En ünlü rotonda Roma kentindeki Pantheon'dur.

ROSTRA

Antik Roma'da konuşma kürsüsü. BKZ: Rostra sütunu

ROL FİLM

6x9, 6x6, 4,5x6 cm normlarında fotoğraf çeken makinelerde kullanılan film.

REGENCE

Fransız sanatının yaklaşık olarak 1715'den 1723'e dek süren ve Barok'tan Rokoko'ya geçiş çağı olarak değerlendirilebilen dönemi.

REKONSTRÜKSİYON

Bir sanat yapıtının ve özellikle de bir yapının elde kalan az sayıda kalıntısı ve başka belgeler yardımıyla eski biçiminin belirlenerek yeniden yapımı işlemi.

REALİZM

REJYONALİZM

REİMS OKULU

Fransa'da ki aynı adlı kentte, Karolenj döneminde, 9. ve 10. yy'larda gelişen ve Romanesk üslup bünyesinde değerlendirilebilecek bir yerel akım. Etkinliği kitap resimleme ve tezhip alanında olmuştur.

REPOUSSOIR

Resim sanatında ana konuyu belirginleştirmek ve derinlik etkisini güçlendirmek için, ön plana güçlü biçimde vurgulanmış bir figür ya da nesne yerleştirme işlemi. Sözcük Fransızcadır. Diğer dillerde de aynen kullanılır.

REİCHENAU OKULU

Yaklaşık olarak 965 ile 1025 yılları arasında orta Avrupa'da üretilmiş minyatürlü yazmaların, gösterdikleri üslup ortaklığı nedeniyle, maledildikleri ortak köken. Kontans gölündeki Reinhenau adasının bu alandaki etkin üretici olduğunu varsayan bu görüşün, günümüzde yanlış olduğu anlaşılmıştır. Söz konusu dönemin en önemli üretim merkezinin Trier kenti olduğu kesin gibidir.

RENK

Işığın kendi öz yapısına ve nesneler üzerindeki yayılımına bağlı olarak göz üzerinde yaptığı etki.

RENKLENDİRİLMİŞ HAMUR TEKNİĞİ

Seramik yapımında ve / veya bezemesinde kullanılan hamurun önceden çeşitli oksitlerle renklendirilmesi tekniği.

RENKLİ SIR TEKNİĞİ

Seramiği bezemede kullanılan bir teknik. Asurlular döneminde bile kullanıldığı bilinir. Erken dönem Osmanlı çinileri bu şekilde yapılmıştır. Bu teknikte, önce çini üzerine desenler sırsız siyah bir boya (tahrir boyası) ile kontur olarak çizilir. Bu konturların içleri renkli sırların boya gibi kullanılmasıyla doldurulur ve çini fırınlanır. Siyah konturlar renkli sırlı yüzeylerin birbirlerine karışmasını önler.

RESİM KAĞIDI

Üzerinde grafik çizim ya da mimari plan yapılan kalın, beyaz ya da renkli kağıt türü.

RESİM

-Her tür iki boyutlu beti.

-Bir yüzey üzerine oluşturulmuş her tür iki boyutlu kompozisyon. Kendisini oluşturan betilerin bir düzlem üzerinde yer aldığı sanat yapıtı.

RESİM DÜZLEMİ

Resim sanatında üç boyutlu nesne ve varlıkların iki boyutlu olarak üzerinde betimlendiği düzlem. Kullanımı tüm uygarlık ve üsluplarda farklıdır. Örneğin, Rönesans ve sonrasında Modernizm'in başlangıcına dek, Avrupa sanatı resim düzlemini nesnelerden sanatçının gözüne gelen ışınların kestiği saydam bir düzlem olarak değerlendirmiştir. Bu anlamıyla resim düzlemi, sanatçının gördüğünü -gördüğü biçimde- resmetmesini sağlayan bir araçtır. Oysa, diğer toplumların sanat yapıtlarında resim düzlemi ancak varsayımsal bir gerçeklik taşır. Batı sanatında -resmetmenin aracı- olan resim düzlemi, diğer toplumlar için -resmin amacı-dır. Gerçeklikler izdüşümleriyle onun üzerine saptanmaz; tam tersine gerçekleştirmek istenen şey, betileri onun üzerinde amaçlanan etkiyi verecek biçimde kompoze etmektir. Dolayısıyla nesnelerin gerçekte nasıl göründükleri değil, resim düzlemi içinde nasıl düzenlendikleri sorunu ağırlık taşır. Örneğin, geleneksel Türk resim sanatı bu anlayışla çalışmıştır.

KOLOS

Antikite'de çok büyük boyutlarda heykel. Dünyanın yedi harikasından biri sayılan Rodos limanı girişindeki tunçtan Apollon heykeline de bu ad verilirdi. Bu devasa heykelin ayaklarının arasından gemilerin geçtiği söylenir. Sonrasında bir depremde yıkılmış ve parçaları eritilerek satılmıştır.

KOLORİST

-Renkçi- olarak Türkçeleştirilebilecek bu sözcük, resim sanatında Van Gogh ve Matisse gibi rengi ön plana çıkarıp çarpıcı ve parlak renk düzenleri oluşturan bazı İzlenimci sanatçıları nitelemek için kullanılır. Bununla birlikte sözcük, sanatta rengi biçim yaratma sorununun önğne geçiren tüm davranışlar için de geçerlidir.

KOLOMB ÖNCESİ AMERİKAN SANATI

Amerika kotasının Avrupalılar tarafından keşfedilmesinden önce gelişmiş olan farklı sanatların genel adı. Aztek, İnka, Maya sanatları bu bağlamda ele alınırlar.

APLİKE YÖNTEMİ

Seramiğin bezenmesinde kullanılan bir yöntem. Pişim öncesinde seramik eşya üzerine yine kendi hamurunun yapıştırılması biçiminde uygulanır.

ARKAD

En az bir tarafı sütunlu ve üstü örtülü, uzunlamasına gelişmiş mekan.

KOLONAD / KOLON

Betonarme ya da çelikten yapılmış, düşey, taşıyıcı strüktüel öge. Taş ya da mermerden yapılmış olursa sütun diye adlandırılır.

PORTİK / PORTİKO

-Küçük sütunlarla taşınan giriş sundurması. Yalnızca Batı mimarlığındaki bu tür ögeleri anlatmak için kullanılır.

-Antikite'de sütunlu caddeyi iki yanından sınırlayarak oluşturan, arkasında dükanların yer aldığı, üstü örtülü ya da yay yolu niteliğinde arkad.

-Antik yapılarda revak niteliğinde kullanılan, sütunlarla taşınan ve genel olarak bir avluyu çevreleyen kolonad.

TABERNA

Antik mimarlıkta portiklerin gerisinde yer alan tek ya da çift sıra dükkanlar. Genel olarak bir yanından caddeye açılan dikdörtgen planlı oda. Bazen yoksullarca konut olarak da kullanılırdı.

TABULA ANSATA

Antik Roma sanatı'nda kulplu bir çerçeve biçiminde betmlenen kitabelik.

FOTOLİTOGRAFİ

Resimleri fotoğrafçılık teknikleri kullanarak, taş levha üzerine geçirip baskı yöntemiyle çoğaltma işlemi.

FOTOGRAMETRİK

Fotogrametri yöntemiyle hazırlanmış rölöve ve haritalara denir.

FOTOGRAMETRİ

Özel çekilmiş fotoğraflara dayanarak rölöve ve harita çıkartma işlemi ya da tekniği.

PARŞÖMEN

Üzerine yazı yazmak için kullanılabilecek nitelikte işlenmiş deri, MÖ 3.yy'dan Helenistik çağ Bergama'sında icat edilmiş ve 10. yy'da kağıt yapım tekniği Türkler aracılığıyla Çin'den getirilinceye dek kullanılmıştır.

PARİS OKULU

Terim, iki dünya savaşı arasındaki dönemde Paris'in sanatsal atmosferini anlatmak için bir üslup, akım ya da anlayış adı niteliğinde olmaksızın kullanılır. Avrupa, hatta dünyanın sanat merkezi gibidir. Kendi ülkelerindeki iktidarlarla çoğu kez uyuşmazlık içine düşen ya da uygun koşullar bulamayan tüm ünlü sanatçılar buraya akmışlardır. Rusya'dan Gabo, Pevsner, Archipenko, ve chagali, İtalya'dan Modigliani, İspanya'dan Picasso ve Miro gibi.