Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

MAKET

Bir yapının tamamının ya da bir bölümünün belirli bir ölçekte küçültülmüş modeli. Antik Yunan'dan beri maket yapıldığı bilinir. Yunanlılar yapıların hem tümünün hem de belirli mimari ögelerin maketlerini yapmışlardır. Bunların, plan kesit gibi tasarım tekniklerinin bilinmediği ya da pek az uygulandığı bu çağda, yapımı yönlendirmek için proje gibi kullanıldığı sanılır. Maketin bir proje gibi kullanılışı, Rönesans'ın sonuna dek geçerli kalan bir yapımı yönlendirme yöntemi olmuştur. Klasik Osmanlı mimarlarının da maketler yapıp onlardan aynı amaçla yararlandıkları anlaşılıyor. Barok'tan sonra maket uygulamadaki rolünü yitirerek, tasarlama ya da yapının gerçekleştirilince nasıl bir görünüm sunacağını görme amacıyla yapılır hale gelmiştir. Günümüzde de aynı amaçla yapılmaktadır.

ETNOGRAFYA

Toplumların kültürlerini inceleyen bilim dalı. Çalışma alanının tanım olarak genişliğine karşın etnografya gerçekte ilkel toplulukları ve bir ölçüde de halk kültürünü ele alır. Bununla birlikte, ilgilendiği oluşumların çoğu kez  sanatsal nitelikte olmasına karşılık, etnografyanın alanı sanatsal gerçeklikleri içermez. Fakat, sanatsal bir araştırmaya veri sağlayabilir.

ANIT

Geleneksel tanımıyla anıt, Halk sanatının kapsamı dışında kalan ve bir olayın, bir kişinin ya da topluluğun anısına adanmış her türlü yapı ya da heykel anlamına gelir. Bu tanım günümüzde büyük ölçüde geçersiz hale gelmiştir. Bugün anıt kavramı farklı bağlamlarda farklı biçimlerde tanımlanmaktadır.
1. Heykel sanatı ürünü olarak anıt, bir olayın, kişinin ya da kişilerin anısına adanmış olsun olmasın, kentsel mekanda yer alan her türlü yapıt anlamına gelir.

2. Kentsel açıdan anıt, kentsel genel dokusu içinde diğer yapıların oluşturduğu çoğunluktan ayırt edilebilen yapıdır. Bu anlamda anıt, kentsel doku içinde karşıtlık yaratıcı bir ögedir.

3. Koruma bağlamında anıt, ICOMOS'un tanımına göre "arkeolojik, tarihsel, estetik ya da etnografik önemiyle tanınan" ve bundan ötürü korunmaya değer bulunan her tür taşınmaz maldır.

ANULİ

Dor düzeni sütunlarda echinus'un altında yer alan, genellikle dört adet yatay paralel çizgi.

SLUM

Gelişmiş batı ülkelerinin büyük kentlerinde görülen sefalet mahallelerine verilen genel ad. Gecekondu semtlerinin aksine, slumlar kent merkezinde yer alırlar. Slum Türk kentlerinde henüz yeni ortaya çıkmaktadırlar. Örneğin İstanbul'da Beyoğlu semti hızla bir slum haline gelmektedir.

 Slum sözcüğü, hemen hemen tüm dillerde söz konusu kentsel alanı anlatmak için, İngilizce'de ki slam söylenişiyle kullanılır.

MONOGRAM

Genellikle tanrı ve hükümdar adlarının sanatsal bir ifade taşıyacak anlamda yazılmış biçimi.  Bununla birlikte monogram yazı yerine yalnızca simge kullanılarak da yapılabilir. Özellikle Hitit hükümdarlarının monogramları böyledir. Benzer biçimde, balık figürü Bizans'ta Hz. İsa monogramı olarak kullanılmıştır. Eski Mısır'da ise monogram hükümdar adının hiyeroglifle yazılarak bir kartuş içine yerleştirilmesi biçiminde görülür. Hiçbir zaman monogram sözcüğüyle nitelendirilmese de, Osmanlı tuğraları genel özellikleriyle monogram kapsamına girebilir.

ESTOMP

Kağıt ya da deriden bükülerek yapılan, ucu konik, gövdesi ince silindir biçiminde bir resim malzemesi. Kömür kalem, kurşun kalem ya da pastel boyayla yapılan resimlerde boyayı homojen biçimde dağıtmak için kullanılır.

YAMATO-E

Japon resim sanatında tümüyle ulusal nitelikte olduğu varsayılan resim akımı ya da okulu. Çin'den 8. yy'da ülkeye giren rulo resim tekniğinin, özellikle Budist konuları işlemesine karşılık, Yamato-e din dışı konuları, tarihsel ya da yazınsal metinleri resmetmeye uğraşmıştır. Bu tür resimler gerektiğinde dürülen yatay resim şeritleri üzerine yapılmışlardır. Yapımlarında ince fırça darbeleri ve düz, homojen renk yüzeylerine ağırlık veren bir teknik uygulanmıştır. 14. yy'ın sonunda Yamato-e'nin etkisi azalır.  19. yy2da ortadan kalkar.

KİNETİK SANAT

Devingenlik niteliğine sahip heykel sanatı ürünü. Bu devingenlik doğal etkilerle ya da bir motor yardımıyla elde edilebilir. 1920'lerde Konstrüktivistlerce ortaya atılan kinetik sanat düşüncesi Pevsner ve Gabo kardeşlerin yazdığı manifestoda şöyle savunuluyordu; "Sanatın Mısır'dan gelme bin yıllık yanılgısından, sadece statik ritmlerden oluşabileceği yanılgısından, kendimizi kurtulmalıyız. Çağımızın duyarlılığının ana biçimi olarak, sanatın en önemli unsurlarının kinetik ritmler olduğunu belirtiyoruz." İlk kinetik heykel bu anlayışla 1920'de N. Gabo tarafından yapılan "Kinetik heykel; Yükselen ve Duran Dalga"dır. Günümüze dek bu anlayış kesintisiz olarak ürünler vermekte devam etmiştir. Kinetik sanat Modern sanatın ortaya attığı en önemli kavramlardan biridir. Onu bir anlamda heykelin bir türü değil de, yeni bir sanat dalı saymak da olanaklı. Gerçekten de kinetik sanat yapıtlarda devingenliği dördüncü boyut olarak kullandığından üç boyutlu heykellerden…

BAHÇE MİMARLIĞI

Bir çaık alanda doğal ya da yapısal ögeler kullanılarak yapılan mekan düzenleme eylemi. Bahçenin en eski uygarlıklardan beri kullanıldığının bilinmesine karşın, bahçe mimarlığı ölçeğinde ilk ürünler Antik Roma'da ortaya çıkmıştır. Ortaçağ Avrupa'sında ise bahçe mimarlığı neredeyse ortadan kalkar. Ama aynı dönemde özellikle İran'da bahçe mimarlığı gelişecektir. Rönesans'ta bahçe mimarlığı Avrupa'da yeniden ortaya çıkarsa da, henüz bahçe boyutları küçüktür. Rönesans'ta gelişen geometrik bahçe tasarımı, Barok'ta dev boyutlu ürünler verecektir. 17. yy boyunca Avrupa'da saray ve şato bahçeleri, Versailles başta olmak üzere, Barok anlayışla düzenlenmişlerdir. Bu aşırı geometrik ve eksensel şemalara karşıt bir yönelim olarak, 18. yy İngiltere'sinde bahçe mimarlığı manzara bahçesinin belirişiyle büyük bir atılım yapar. 19. yy2da ise dönemin genel eklektisist tutumuna uyarak bahçe tasarımı özellikle Barok şemalara döner. Modern mimarlık eyleminin ortaya çık…

ÇIPLAKLIK

Sanat tarihinde çıplaklık tarih öncesinden beri görülür. Bu dönemde doğurganlık ve bereket simgesi olarak kullanılan ve ana tanrıça figürleri olarak nitelenen küçük heykelcikler daima çıplak olarak betimlenmiştir. Bunların en eskileri MÖ 7.  ninyıla tarihlenmiş olup, Çatalhöyük'te bulunmuşlardır. Daha sonra Antik Yunan'a dek sanatta çıplakla pek karşılaşılmaz. Çıplaklığı bir anlamda yüceltenler eski Yunanlılar olmuştur. Hristiyanlığın belirişi çıplak betisini de, hemen hemen tümüyle ortadan kaldırır. Erken ortaçağ sanatında çıplaklık yalnızca Havva ve Adem'i gösteren dinsel sahnelere, çok seyrek olarak da, cehennem sahnelerine özgü gibidir. Aynı durum Müslüman ülkelerde daha da belirgin olarak görülür. Rönesans'ta Antkite'nin örnek alınışı sonucunda çıplaklık yeniden ortaya çıkarak, Batı sanatındaki yerini günümüze dek korumuştur.

KAÇIŞ NOKTASI / KAÇMA NOKTASI

Perspektifte bir nesneyi sınırlayan tüm yatay çizgilerin uzantılarının ufuk çizgisi üzerinde yer alan varsayımsal noktalara ulaştığı varsayılır. Birbirine paralel olan çizgiler ise perspektifte ufuk çizgisi üzerinde bulunan aynı noktada kesişirler. Bu noktaya kaçış noktası denir.

KYLİKS

Yüksek kulplu bir çay fincanına benzer biçimde Antik Yunan seramik kap türü.

HERMİTAGE

Hristiyan keşişlerin inzivaya çekilip ibadet ettikleri yer. Anlam değişerek sözcük, Avrupa hükümdar ve soylularının protokol'den uzak sakin bir yaşam sürmek için yaptırdıkları bahçe ortasındaki köşkler için de kullanılmaya başlanmıştır. Dünyanın en büyük müzelerinden biri Sovyetler birliği'nde ki müzelerin en zengini, II. Katerina tarafından bugünkü Leningrad'da kışlık sarayın yanında yaptırılan dinlenme bölümü bu müzenin ana nüvesini oluşturmaktadır. O dönemden başlayarak toplanan koleksiyonları bütün dünya sanatlarının ürünlerini içermektedir.

ÇEVREYE UYUM

Bir mimarlık ürününün içinde yer aldığı kentsel ya da doğal çevreye ters düşmeyerek, onun bütünlüğünü bozmayacak nitelikte olması durumu. Çevreye uyum sorunuyla endüstri çağı öncesinde pek karşılaşılmaz. Bu dönemde her yapının zorunlu olarak aynı biçim dili ile tasarlanmakta oluşu, yapıların birbirleriyle ve sonuçta da kentsel çevreyle uyum içinde bulunmalarını sağlıyordu. Bunun yanısıra doğal çevredeki bozulma ve yapılaşma öyle önemsiz ölçekteydi ki, bir yapının doğal çevreyi bozmaması için özel bir tasarım çabası göstermek gerekmiyordu. Oysa, sanayileşme ile birlikte ortaya çıkan gelişmeler ortak mimari dili yok edip, ayrıca doğal çevreyi de aşındırınca özellikle 20. yy'da çevreye uyum sorunu da gündeme geldi. Bugün bir yapının çevreye uyması, bazı ülkelerde yasal bir zorunluluktur. Örneğin İngiltere'de bir yapı ister kentsel, ister kırsal, isterse de doğal çevrede yer almak için planlansın, tasarımı uyumluluk açısından bazı kamu kuruluşlarınca denetlenmeden ve onaylanmadan …

GROTESK

İlk olarak 16. yy'da İtalya'da kullanılmaya başlanan bir tür bezemeyi nitelemek amacıyla ortaya çıkmıştır. Yeni keşfedilen bazı Antik Roma bezemelerini örnek alan bu yeni teknik, gerçeküstü hayvan ve insan betilerini bitkisel örgelerle birlikte resmetmeye dayanmaktaydı. Hızla tüm Avrupa'ya yayılan Grostesk, gerçekçiliğin tam aksi bir sanatsal tutumu anlatan bir sözcük haline gelmiştir. 18. yy'da ise aydınlanma ve akıl çağı Avrupa'sı sözcüğü gülünç, akıl dışı, düşsel duyguları nitelemek amacıyla kullanmaya başlamıştır. Bugün bir sanat kavramı olarak ancak, yaygın olduğu dönemdeki bu türden bezemeleri niteler. Çağdaş sanat kavramları arasında yer almaz.

SÜRMEDAN

Kadınları gözleri çektikleri sürmeyi koymak için yapılmış metal ya da ahşaptan küçük kap. Genellikle silindir biçiminde olur. Sürme göze bu şişenin kapağına bağlı küçük bir mil aracılığıyla sürülür.

RASYONALİST

Rasyonalizm doğrultusunda çalışan mimar. Rasyonalizm doğrultusunda yaratılmış mimari yapıtları ve bu anlayışın düşünsel temellerini niteler.

RASTLANTISAL

Önceden kesin planlanmamış bir sanatsal eylem sonucu üretilen yapıtı niteleyen sıfat. Modern sanat öncesinde görülmeyen bir tutumdur. Sanatın sezgisel ve coşkusal bir etkinlik olarak nitelendiği çağımızda, yapıtın üzerinde kesin olarak karar verilmiş bir süreç içinde verilmesi bir zorunluluk olarak görülmemektedir. Bazı sanatçılar düzenli bir akıl yürütmenin sonucu olmayı salt sezgi ve coşku mekanizmasının çalışmasıyla üretilen bir ürünün gerçek sanat olacağını öne sürmektedirler. Örneğin, Amerikalı çağdaş ressam J. Pollock resimleri tual üzerine serptiği rastlantısal boya lekeleriyle oluşturmaktadır.

İZOMETRİ

Bir aksonometik perspektif türü. Bu teknikte üzerinde çizimi yapılacak nesnenin en boy ve yükseklik ölçülerinin alındığı üç eksenden biri resim düzlemine paraleldir.

EMPAQUETAGE

Sözcük anlamı paketlemedir. Yeni gerçekçi akımın bir türü olan Empaquetage, adından da anlaşıldığı biçimde nesneleri alışılmış paket malzemesiyle sarıp paketlemeyi bir sanatsal anlatım yöntemi olarak benimser. Küçük nesneler ve örneğin, insan empaquetage konusu olabileceği gibi, bu işlen yapılara ve doğa parçalarına da uygulanmıştır.

BENALUKA

Küçük boyutlu çuha parçaları yan yana dikilerek oluşturulan seccade, duvar halısı, minder, perde gibi eşyaya verilen genel ad. Bu ad Bosna'da bulunan ve Osmanlı döneminde söz konusu eşyanın üretiminde uzamanlaşmış Banya Luka kasabasından gelmektedir.

AÇIK KOMPOZİSYON

Resim düzlemi üzerinde betimlenen gerçekliğin, gerçekte resmin sınırlar dışında da sürüp giden doğal gerçekliğin bir parçası olduğu izlenimini verecek biçimde kompoze edilmesi. Kapalı kompozisyonun tam karşıtı bir davranış biçimidir. Açık kompozisyon, asıl gerçekliğin tüm ögelerini resim düzlemi içine sığdırmayı amaçlamaz. Tersine, böyle bir çabanın olanaksız olduğunu varsayar. Açık kompozisyon doğadaki gerçeklik düzleminin bir kesimini içeren bir çerçeve gibi de düşünülebilir. Rönesans'ın aksine, Barok açık kompozisyonu yeğlenmiştir.

AGRANDİZMAN

Bir fotoğrafçılık terimi. Bir fotoğrafı negatifinden agrandizör aracılığıyla fotoğraf kağıdına büyüterek geçirme işlemi.

RESİMSİ

İlk kez İsviçre'li ünlü sanat tarihçisi Wöfflin tarafından ortaya atılan ve resim sanatı tarihinde görülen iki karşıt anlayıştan birini anlatmak için kullanılan bir terim. Almanca olan özgün biçimi - malerisch-dir. Rönesans'ta rastlanan kesin konturlarla sınırlanmış resimsel betiler yapma anlayışına karşıt olarak, Barok'ta betilerin oluşturulmasında çizgi ağırlık taşımaz; renk nüansları ve tonlarla ışık-gölge düzeni betiyi vareden ana ögelerdir. Bu resmetme anlayışı resimsi olarak nitelenir.

READY MADE

Bir sanat yapıtı olarak benzerleri arasından seçilip değerlendirilmiş, üzerinde bir değişiklik yapılmaksızın kullanılmış ya da üzerindeki değişiklik sadece üretimi sırasındaki rastlantılara bağlı olarak ortaya çıkmış endüstri ürünü obje. İlk kez Dada akımının ünlü beyni M. Duchamp tarafından öne sürülmüştür. Gerçekte bir sanat yapıtı olmaktan çok, sanat alanındaki geleneksel yaratma yöntemlerine bir eleştiri olarak yorumlanabilir.

MİTRA

Külah biçiminde başlıklara verilen genel ad. Genel olarak, antik dönemin ve Hristiyan din görevlilerinin bu tür şapkaları için kullanılır. Türk İslam ve Batılı olmayan uygarlıkların başlıklarına mitra denmez.

AVİGNON OKULU

Papaların 1309 ile 1377 arasındaki Avignon sürgünü sırasında aynı adlı kentte gelişen ve İtalyan sanatının Fransa'yı etkilemesini sağlayan bir sanat ekolü. Papalık sarayının adı geçen kente taşınması, başta Simone Martini olmak üzere pek çok sanatçının buraya yerleşmesini sağladı. Papalar'ın tekrar Roma'ya dönüşünden sonra da, 15. yy içinde bile Avignon okulu varlığını sürdürdü.

ATTİKA TİPİ KAİDE

İyon düzeninde en çok kullanılan sütun kaidesi tipi. Alt ve üstte toruslar ile ortada scotia dan oluşur.

COMBİNE PAİNTİNG

Gerçeküstü ve Dadacı kolajın etkisiyle Rauschenberg 1950'lerde sınai tüketim ürünlerini boyanmış tual resimlerinin içine yerleştirmeyi dener.1953'den bu yana bu tür yapıtlara combine painting denmektedir.

HARD EDGE

Soyut Simge Resminin kapsamı içinde değerlendirilebilecek bir Amerikan resim akımı. 1950'lerin sonuyla 1960'larda gelişmiştir. Birbirinden kesin sınırlarla ayrılmış homojen renk lekelerini kullanır. Bu anlayışla çalışmış ressamların önde gelenleri; E. Kelly, A. Reinhardt ve A. Liberman'dır.

SULTAN HANI

Anadolu Selçuklu sultanlarınca yaptırılmış kervansaray. Kapalı bir alanla onun ekseni üzerinde yer alan ve ortasında köşk mescit bulunan bir yapıdan oluşur.

ARMONY SHOW

1915'de New York'da açılan Uluslararası Modern sanat sergisinin popüler adı. İlerici Avrupalı ve Amerikalı sanatçıların yapıtlarını topluca tanıttığından dolayı Amerikan sanatının gelişimi üzerinde çok etkili olmuştur.

GİZLİ DERE

Çatıdaki yağmur sularını oluklara aktaran ve yapının cephesinde görülmeyen gözden saklanmış su yolu.

CENTURATİO

Antik Roma mimarlığında hem tarımsal hem de kentsel alanın kare biçimli parçalara ayrılması işlemi. Yeni fethedilen ve özellikle de tarıma yeni açılacak, yeni kentleşen yörelerde uygulanırdır. Arazi kuzey-güney doğu-batı doğrultusundaki iki koordinata göre parçalanır ve elde edilen araziler paylaşılırdı. İtalya'nin kuzeyindeki Po ovasının bazı bazı yörelerinde bugün bile bu centuratio işlemlerinin izleri görülür.

PYX

Katolik kiliselerinde içine ayinerde kullanılan kutsanmış ekmeğin konduğu bir litürjik kap. Sanatsal açıdan en yetkin örnekleri 10. 11. ve 12. yy'lardan kalma olan pyx'in biçimi silindiriktir.

RAPİDO

Belirli incelikte çizgi çizebilen ve dolmakaleme benzeyen bir tür çizim aracı.

KİLİSE

Her tür hristiyan tapınağı. İlk olarak 4. yy'da inşa edilmeye başlanmıştır. Daha önceleri başka yapılar dinsel işlevler için küçük değişikliklerle kullanılmıştır. İlk kiliseler bazilika biçiminde tasarlanmıştır. Aslında din dışı bir Roma yapısı olan bazilika, Hristiyan dininin litürjik gereklerine uygun olduğu için yeğlenmiş olmalıdır. Mihrap işlevi gören apsid ve apside dik konumda yerleştirilmiş uzunlamasına bir ana ne kilisenin ana ögeleridir ki, bunların Roma bazilikalarında da bulunduğu bilinir. Bununla birlikte, kilisenin bir mimari biçim olarak kökenini Mitra tapınaklarından mithraeum'ların oluşturduğu da öne sürülmüştür. Bu görüşlerin hangisi kabul edilirse edilsin, Erken Hristiyan bazilikalarından sonra kilisenin evrimleşmesi dinsel olmaktan çok mimari biçimdedir. Başka bir deyişle, temel litürjik gereksinmeler pek az değişmiş, oysa kilise sürekli değişimler geçirmiştir. Doğu hristiyan dünyası (Bizans) daha başlangıçtan beri kubbenin olanaklarını denerken, batıda önce…